İDRAR KAÇIRMA

İdrar kaçırma (üriner inkontinans), bireyin istemi dışında idrarını tutamaması durumudur ve özellikle kadınlar arasında oldukça yaygındır. Genellikle doğum, menopoz, yaşlanma, pelvik cerrahiler ve bazı nörolojik rahatsızlıklar bu soruna neden olabilir. Ancak bu durum sadece yaşlı bireyleri değil, genç kadınları, erkekleri ve doğum yapmamış bireyleri de etkileyebilir. Stres tipi, sıkışma tipi (urge), miks tip ve taşma tipi inkontinans gibi farklı alt türleri bulunur.

Stres tipi inkontinans, öksürme, hapşırma, gülme ya da ağır kaldırma gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda meydana gelir. Sıkışma tipi inkontinans ise tuvalete yetişemeden ani idrar hissiyle ortaya çıkar. Her iki tip de yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürür, sosyal ve psikolojik sorunlara yol açar. Ancak fizyoterapi ile bu sorunların çoğu etkin şekilde yönetilebilir ve tedavi edilebilir.

Ne Yapılmalıdır?

İdrar kaçırmanın tedavisinde ilk adım, şikâyetin tipi ve düzeyini net olarak belirlemek için detaylı bir değerlendirmedir. Fizyoterapist tarafından yapılan pelvik taban değerlendirmesi ile birlikte gerekirse ürodinamik testler, mesane günlükleri ve yaşam tarzı analizleri yapılabilir. Tedavi, genellikle cerrahi olmayan yöntemlerle başlar ve kişiye özel planlanır.

Pelvik taban kas eğitimi (Kegel egzersizleri) bu alandaki en temel müdahalelerden biridir. Bu egzersizler, idrar torbasını destekleyen kasları güçlendirmeye ve mesane kontrolünü yeniden kazandırmaya yardımcı olur. Gerektiğinde biofeedback, elektrik stimülasyonu, solunumla senkron egzersizler ve mesane eğitimi gibi yöntemlerle desteklenir. Bazı hastalarda beslenme düzeni, sıvı alımı ve ilaç kullanımı da gözden geçirilir. Erken müdahale ile hastaların büyük çoğunluğunda cerrahiye gerek kalmadan şikayetler kontrol altına alınabilir.

Nelere Dikkat Edilmelidir?

İdrar kaçırma problemi yaşayan bireyler öncelikle bu sorunu “normal” ya da “yaşla birlikte olur” diye geçiştirmemelidir. Çünkü zamanında müdahale edilmezse şikâyetler ilerleyebilir ve sosyal izolasyon, depresyon gibi daha ciddi sonuçlar doğurabilir. Düzenli fizyoterapi takibi, doğru egzersiz tekniklerinin öğrenilmesi ve uygulanması, bu sürecin en temel yapı taşlarındandır.

 

Bunun dışında bazı yaşam tarzı değişiklikleri de oldukça etkilidir: kafeinli içecekleri sınırlamak, aşırı sıvı tüketimini düzenlemek, kabızlığı önlemek, ideal kiloyu korumak ve pelvik bölgeye baskı yapan egzersizlerden kaçınmak gibi. Tuvalete “alışkanlık olarak” gitmek yerine gerçek sıkışma hissiyle hareket etmek ve pelvik taban kaslarını bu sırada aktif tutmak, mesane eğitiminin önemli bir parçasıdır. Uzun vadeli başarı için, sabırla devam eden bir tedavi planı ve uzman rehberliği gereklidir.


Kaynak:

Dumoulin C, Hay‐Smith J. Pelvic floor muscle training versus no treatment, or inactive control treatments, for urinary incontinence in women. Cochrane Database of Systematic Reviews. 2010;(1):CD005654. doi:10.1002/14651858.CD005654.pub2